Bir hayalin peşinden ne kadar süre gidilebilir? Birkaç yıl boyunca olmadığında ısrarcı, on yıl boyunca olmadığında ise biraz tuhaf görünmeye başlarsınız. Hele ki bütün bu çabanın sonunda ulaşmak istediğiniz şey, dünyanın en büyük sahnesi değil de Toronto’daki Rivoli’de konser vermekse… Nirvanna the Band the Show the Movie, Matt ile Jay’in neredeyse hayatlarının yerine geçmiş bu hedefini merkezine alıyor. İkilinin planları yine kontrolden çıkıyor; bu kez mesele yalnızca bir konseri ayarlayamamakla sınırlı kalmayıp onları 2008’e kadar götürüyor.
Matt Johnson ve Jay McCarrol’ın kendi adlarını taşıyan kurmaca karakterleri, bu tuhaf dünyanın bütün ağırlığını birlikte taşıyor. Filmin uzun ve kendi üzerine katlanan adı, anlatısının da küçük bir özeti gibi. Bir grubun hikâyesi, o grubun dizisi ve bütün bunların filmi birbirine karışıyor. Ancak bu karmaşanın altında oldukça basit bir duygu var: Birlikte büyüdüğümüz insanla aynı hayali kurmaya devam etmek, zamanın ikimizi de değiştirmediği anlamına gelir mi?
Dünyanın En Ciddi Saçmalığı
Filmin mizahı, karakterlerin hedefleriyle kullandıkları yöntemler arasındaki ölçüsüzlükten doğuyor. Rivoli’de sahne alabilmek için yapılabilecek basit şeyler varken, Matt ile Jay meseleyi giderek büyüyen planlara dönüştürüyor. Bu planların ciddiye alınma biçimi, yapılanların saçmalığından daha komik hâle geliyor. Kendilerini dışarıdan görebilseler belki bütün süreç çok daha kısa sürerdi. Fakat filmin var olmasını sağlayan şey de tam olarak bu mesafenin bulunmaması.
Nitekim insanın kendi hayatındaki küçük hedeflere yüklediği anlam, dışarıdan bakıldığında kolayca komik görünebilir. Başkası için sıradan olan bir sahne, sizin için yıllardır aynı kişi olarak kalmayı haklı çıkaran son kanıta dönüşebilir. Matt ile Jay’in ısrarı bu yüzden yalnızca alay edilecek bir başarısızlık değil. Kim olduklarını birlikte kurdukları bir hikâyeye bağlamış durumdalar. Konser gerçekleşmezse bile plan yapmaya devam edebilirler; asıl tehlike, birinin artık aynı hikâyeye inanmaması.
Bu düşünce, filmin komedisini bir arkadaşlık meselesine bağladığında daha güçlü oluyor. Birlikte sürekli başarısız olmak, bazen başarıdan daha sağlam bir bağ kurabilir. Çünkü her yeni plan, ilişkinin devam edeceğine dair yeni bir söz gibidir. Fakat aynı söz, zaman içinde insanın başka ihtimallere bakmasını da engelleyebilir. Nirvanna’nın en ilginç gerilimi, bu iki duygunun yan yana durması. İkilinin birbirine ihtiyacı var; ama bu ihtiyaç, birbirlerini oldukları yerde tutmalarına da neden olabiliyor.

Geçmişe Dönmek, Aynı Kalmak
2008’e yapılan yolculuk, başlangıçta filmin çılgınlığını büyüten bir fikir gibi duruyor. Oysa zaman yolculuğunun duygusal karşılığı, ikilinin geçmişteki hâlleriyle bugünkü hayatları arasındaki mesafeyi görünür kılmasında. Geçmişe dönmek çoğu hikâyede bir hatayı düzeltmenin yolu olarak kullanılır. Buradaysa şu soru daha ilgi çekici: Değiştirmek istediğimiz şeyi değiştirirsek, bugünkü hayatımızda sevdiğimiz şeylerden hangilerini kaybederiz? Bir başarı ihtimali, yıllardır sahip olduğumuz bir arkadaşlığın yerini doldurabilir mi?
Filmin popüler kültürle kurduğu yoğun ilişki de bu noktada yalnızca referans tanıma oyunundan daha fazlasına dönüşebiliyor. Geçmiş yıllara ait bir film, bir nesne ya da bir alışkanlık; karakterlerin hangi dünyada yetiştiğini anlatıyor. İnsanlar bazen birbirleriyle doğrudan duyguları üzerinden değil, birlikte hatırladıkları şeyler üzerinden konuşurlar. Aynı şakaya gülmek, aynı sahneyi bilmek ve aynı saçma fikrin devamını getirebilmek; aralarında başkalarının kolayca giremeyeceği bir dil oluşturur.
Buna karşın, bu dilin dışından gelen seyirci için her anın aynı ölçüde açık olduğunu söylemek zor. Filmin kendi geçmişine ve ikilinin ortak dünyasına dönük tarafı, bazen anlatıya yeni katılan kişiyi biraz kapıda bırakıyor. Bir referansı bilmemek, sahnenin temel duygusunu anlamayı bütünüyle engellemese de mizahın bir kısmını azaltabiliyor. Benim filmle ilgili önemli çekincem burada: Kendi oyun alanının heyecanına zaman zaman fazla kapılıyor ve dışarıdaki seyirciye aynı alanı her zaman eşit biçimde açmıyor.
Tesadüf Gibi Görünen Bir Düzen
Nirvanna’nın kurmaca ile gündelik hayat arasındaki sınırı zorlayan yapısı, sahnelerin her an başka bir yöne gidebileceği hissini besliyor. Karakterlerin içinde bulunduğu şehir, yalnızca hazırlanmış bir dekor gibi durmadığında, planların kontrolden çıkma ihtimali daha canlı oluyor. Komedide beklenmedik olanın değeri büyüktür; fakat bu filmde beklenmedik şey yalnızca bir espri değil, dünyanın karakterlere karşılık verme biçimi. Matt ile Jay kendi hikâyelerini kurmaya çalışırken, çevrelerindeki hayat onlara bütünüyle uyum sağlamıyor.
Bu enerji filmi taşıyor, ama aynı zamanda ritminin dalgalanmasına da yol açıyor. Her yeni fikir bir öncekini aşmaya çalıştığında, bazı bölümler karakterlerin duygusal değişiminden daha uzun yer kaplayabiliyor. Şakanın nasıl gerçekleştirildiğine duyulan hayranlık, bazen şakanın hikâyede neyi değiştirdiğinin önüne geçiyor. Filmin 7.5’lik seviyesini de burada görüyorum. Çok canlı bir yaratıcılık var; fakat bu yaratıcılığın bütün parçaları aynı anlatı ağırlığına sahip değil.

Aynı Şarkıyı Söylemeye Devam Etmek
Yine de filmin dağınıklığını bütünüyle kusur olarak görmek haksızlık olur. Matt ile Jay’in dünyası biraz da sürekli yan yollara sapabildiği için var. Bütün fazlalıklar temizlendiğinde daha düzgün bir anlatı elde edilebilir, ama o anlatı bu iki insanın birlikte geçirdiği zamanın tuhaflığını aynı biçimde taşıyamayabilir. Mesele, kontrol ile kontrolsüzlük arasındaki denge. Film bu dengeyi bulduğunda, en anlamsız görünen planların içinde bile samimi bir arkadaşlık duygusu beliriyor.
Nirvanna the Band the Show the Movie’nin geriye bıraktığı en değerli soru, hayalin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinden çok, o hayalin kimlerle paylaşıldığı. Yıllar boyunca aynı şeyi istemek bazen büyüyememek olabilir; bazen de değişen dünyanın içinde bir bağın devam etmesini sağlayabilir. Matt ile Jay’in macerası, bu iki ihtimali birbirinden tamamen ayırmıyor. Rivoli’de çalmak elbette önemli. Ama belki de asıl kaybedilmek istenmeyen şey, sahneye çıkmayı düşündüklerinde hâlâ birbirlerine bakabilmeleri. Her hayal başarıyla sonuçlanmaz; bazıları, bir arkadaşlığın konuşmaya devam etmesinin yoludur.