Bir insanla yakınlaşmak için yalnızca bir geceniz olsaydı, o gece gerçekten ne istediğinizi anlayabilir miydiniz? Yoksa zamanın daralması, sizi istediğinizden çok yetişmeniz gereken şeye mi yöneltirdi? Will Gluck’ın One Night Only’si, bekâr insanların yalnızca yılın belirli bir gecesinde cinsel ilişki yaşayabildiği alternatif bir New York kuruyor. İlk bakışta oldukça kışkırtıcı olan bu fikir, modern flört hayatının baskılarını büyüten bir komediye dönüşüyor. Herkesin aynı anda fırsatı değerlendirmeye çalıştığı bir şehirde, yalnızlık daha az görünür olmuyor; kalabalığın içinde iyice belirginleşiyor.

Monica Barbaro’nun Allie’si ile Callum Turner’ın Owen’ı, bu gecenin içinde karşılaşan iki yabancı. İkisinin de yakınlık arayışı var, fakat yakınlık istemekle bir başkasını hayatına almaya hazır olmak aynı şey değil. Film, karakterlerini gecenin koşuşturması içinde bir araya getirirken, cinsellik üzerine kurulmuş büyük fikrinin altından daha tanıdık bir romantik hikâye çıkarıyor. Sorun da burada başlıyor: Kurduğu dünya oldukça farklı, o dünyanın içinde anlattığı ilişki ise aynı ölçüde yeni hissettirmiyor.

Son Saatlere Sığan Hayatlar

One Night Only’nin temel fikri, flörtün bir fırsat yönetimine dönüşmesini görünür kılıyor. İnsanlar karşılarındakini tanımaya çalışmaktan çok, gecenin boşa gitmemesine odaklandığında her karşılaşma bir seçim hesabına dönüşüyor. Daha iyi bir ihtimal olabilir mi? Burada kalırsam başka neyi kaçırırım? Zamanım azalırken ne kadar seçici olabilirim? Film bu soruları abartılı bir kuralın içine yerleştiriyor; fakat soruların kendisi gündelik hayattan pek uzak değil.

Bu açıdan New York’un kalabalığı anlamlı bir zemin. Birbirine çok yakın yaşayan insanların yine de birbirine ulaşamaması, büyük şehir romantizminin temel çelişkilerinden biri. Her yerde başka bir insan bulunması, insanın görüldüğü anlamına gelmiyor. Allie ile Owen’ın hikâyesi, gecenin sunduğu seçeneklerin fazlalığıyla gerçek bir bağın azlığı arasındaki mesafede çalışıyor. Birini bulmakla, o kişinin yanında kendin gibi durabilmek farklı meseleler. Film bu ayrımı hatırladığında daha samimi bir noktaya geliyor.

Ancak böyle bir dünyanın kurallarını belirlemek, yalnızca eğlenceli bir başlangıç fikri bulmaktan daha fazlasını gerektiriyor. Kuralın insanların hayatını nasıl şekillendirdiğini düşündükçe, romantik komedinin kolayca geçemeyeceği sorular ortaya çıkıyor. Yakınlık neden bu şekilde düzenlenmiş, insanlar buna nasıl uyum sağlamış, farklı ihtiyaçları olan kişiler nerede kalmış? Filmin bütün bunları ayrıntılı bir distopyaya çevirmesi gerekmiyor. Yine de kurduğu fikri yalnızca karakterleri aynı gece sokağa çıkarmanın yolu olarak kullanması, potansiyelini daraltıyor.

One Night Only — filmden bir kare

Birini Tanımaya Vakit Ayırmak

Allie ile Owen arasındaki ilişkinin güçlü ihtimali, acele etmeleri gereken bir gecede yavaşlayabilmeleri. Çevrelerindeki herkes bir sonuca ulaşmaya çalışırken, iki insanın konuşmaya ve birbirini anlamaya zaman ayırması başlı başına farklı bir tercih hâline geliyor. Romantik komedinin inandırıcılığı da burada kurulmalı. Birlikte komik olaylar yaşamaları, mutlaka birbirlerine uygun olduklarını göstermez. Asıl önemli olan, bu olayların ardından birbirlerini hangi açıdan daha iyi tanıdıkları.

Filmdeki yakınlığı anlamlı bulduğum yer, karakterlerin yalnızca arzulanmak değil, anlaşılmak da istemeleri. Bu iki ihtiyaç bazen birbirine karıştırılıyor. Bir gecenin sonunda bir başkası tarafından seçilmek, kendi hayatımızdaki eksikliği kısa süreliğine susturabilir; ama o eksikliğin ne olduğunu anlamamızı sağlamaz. Allie ile Owen’ın karşılaşması, birbirlerinin aradığı şeyi tamamen karşılayan kusursuz bir çözüm olarak görülmediğinde daha insani. Bir başkası hayatımızı düzeltmek zorunda olmadan da bizim için önemli olabilir.

Buna karşın film, bu duyguyu geliştirmek yerine tanıdık romantik komedi dönemeçlerine yaslandığında sıradanlaşıyor. Bir araya gelişler, uzaklaşmalar ve yeniden karşılaşmalar; karakterlerin kararlarından çok gecenin onları aynı yere sürüklemesinin sonucu gibi okunabiliyor. Tesadüf, romantik sinemada elbette değerlidir. Fakat ilişkinin ilerlemesini sürekli tesadüfe bıraktığınızda, iki insanın birbirini gerçekten seçtiği anların ağırlığı azalır. One Night Only’de daha fazla kişisel tercih, daha az düzenlenmiş karşılaşma görmek isterdim.

Arzuya Karşı Romantizm mi?

Filmin daha tartışmalı tarafı, samimi bir bağ arayışını çevresindeki cinsellik isteğinden ayırırken kurduğu değer sıralaması. İki insanın birlikte olmayı ertelemesi anlamlı bir seçim olabilir. Ama bu seçimin değerli olması için, başka insanların arzularının gülünç ya da yüzeysel gösterilmesi gerekmez. Romantizmi savunmakla cinselliği küçümsemek aynı şey değil. One Night Only, bu ayrımı yeterince koruyamadığı noktalarda başlangıçtaki cesur fikrinden daha tutucu bir yere çekiliyor.

Oysa filmin açabileceği daha ilginç alan, herkesin aynı yakınlık biçimini istemek zorunda olmamasıydı. Bazıları bir gecelik karşılaşma, bazıları uzun bir ilişki, bazılarıysa yalnızca yanında rahat hissedeceği birini arayabilir. Bunların hangisinin daha değerli olduğuna karar vermektense, insanların kendi isteklerini ne kadar özgürce seçebildiğini sormak daha güçlü olurdu. Kurulan baskıcı zaman kuralı tam da bu tartışmaya uygunken, anlatı çoğu zaman daha kolay bir romantik karşıtlıkla yetiniyor.

One Night Only — filmden bir kare

Gece Bitince Ne Kalır?

Hikâyenin zaman baskısını, karakterlerin mutlaka cinsel birlikteliğe ulaşması gereken bir yarış olarak sonuçlandırmaması; filmin daha sıcak tarafını oluşturuyor. Bir gecenin değerini yalnızca sonunda ne olduğuyla ölçmemek güzel bir düşünce. İki insan birbirini tanımış, kendisi hakkında bir şey fark etmiş veya ertesi gün yeniden görüşmek istemiş olabilir. Bunların bir takvimin çizdiği başarı ölçütüne sığması gerekmiyor. Bu bakış, filmin merkezindeki duyguyu anlaşılır kılıyor.

Yine de One Night Only, verdiği 6.4’lük karşılıkla, çıkış fikrinin açtığı bütün kapılardan geçemeyen bir romantik komedi olarak kalıyor. Sevimli bir karşılaşma anlatısı var, ama o anlatıyı farklılaştırması gereken dünya zaman zaman yalnızca dekor işlevi görüyor. Allie ile Owen’ın yakınlığına alan açıldığı yerler, gecenin sürekli yeni bir olay üretmesinden daha ilgi çekici. Film, aşkın bir son teslim tarihi olmadığını söylemek istiyor. Keşke bunu anlatırken, kendi karakterlerini de türün önceden belirlenmiş duraklarına yetiştirmek için bu kadar acele etmeseydi.