İnsanlığı kurtarmak için yola çıkan birinin önce kendi yalnızlığıyla baş etmesi gerekiyorsa, hikâyenin asıl ölçeğini ne belirler? Milyarlarca insanın geleceği mi, yoksa bir odada kendisine cevap verecek bir ses araması mı? Phil Lord ve Christopher Miller’ın Project Hail Mary’si, büyük bir bilim kurgu fikrini bu küçük ihtiyaçla buluşturuyor. Ryan Gosling’in canlandırdığı Ryland Grace, bir uzay aracında uyandığında nerede olduğunu ve oraya nasıl geldiğini bilmiyor. Hatırladıkça görevinin büyüklüğü ortaya çıkıyor; fakat filmin en anlamlı tarafı, bu büyüklüğün içinden doğan arkadaşlık.

Andy Weir’in romanından uyarlanan hikâyede Güneş’i tehdit eden sorun, Grace’i Dünya’dan çok uzağa taşımış durumda. Önünde yalnızca çözülmesi gereken bilimsel bir bilmece yok. Kendisinden ne beklendiğini, geçmişte hangi kararları verdiğini ve şimdi nasıl biri olmak istediğini de anlaması gerekiyor. Project Hail Mary, bu iki keşif hattını birlikte yürütüyor. Ne var ki problem çözmenin heyecanı ile karakterin içsel dönüşümünün ağırlığı her zaman aynı dengede ilerlemiyor.

Evrenin En Uzak Arkadaşlığı

Rocky’nin hikâyeye girişi, filmin merkezini değiştiriyor. Grace’in karşısında, insan bedenine ve insan iletişimine benzemeyen başka bir canlı var. Birbirlerini anlamaları için önce ortak bir dil kurmaları gerekiyor. Buradaki güzel fikir, güvenin benzerlikten doğmak zorunda olmaması. Aynı biçimde görmeden, aynı havayı solumadan ve aynı sesleri çıkarmadan da ortak bir amaçta buluşabilirler. Bilim kurgu, farklılığı yalnızca tehdit olarak kullanmadığında açılan alan gerçekten değerli.

Grace ile Rocky’nin ilişkisini anlamlı kılan, işbirliğinin yalnızca duygusal bir yakınlığa dayanmaması. Birlikte bir sorunu çözmeye çalışmaları, birbirlerinin düşünme biçimini öğrenmelerini gerektiriyor. Bilmediklerini kabul etmek, karşıdakinin bilgisinden yararlanmak ve yanlış anladığında yeniden denemek; arkadaşlığın somut davranışlarına dönüşüyor. Filmdeki dayanışma fikri, büyük konuşmalardan çok bu karşılıklı öğrenme üzerinden okunduğunda daha güçlü. Birini sevmek kadar, onun bizden farklı biçimde var olduğunu dikkate almak da önemli.

Rocky’nin insana benzemeyen tasarımı da ilişkinin temel sorusunu koruyor. Karşımızdakine yakınlık duymak için yüzünde kendi duygularımızın aynısını görmemiz gerekmiyor. Onun ihtiyaçlarını ve korkularını anlamaya başladığımızda, ilk anda yabancı görünen beden de başka bir anlam kazanıyor. Project Hail Mary’nin en başarılı tarafını burada buluyorum. Uzaklığı aşmak için her şeyi bize benzetmeye çalışmak yerine, bazı farklılıklarla birlikte yaşamayı düşünmeye açılıyor.

Project Hail Mary — filmden bir kare

Her Soruna Bir Cevap

Buna karşın filmin problem çözme yapısı, zaman zaman anlatının duygusal hareketini geride bırakıyor. Bir engel çıkıyor, Grace ile Rocky onu anlamaya çalışıyor, yeni bir yöntem bulunuyor ve sıradaki sorun beliriyor. Bu düzen merak duygusunu canlı tutabilir; fakat çok sık tekrarlandığında karakterlerin yaşadıkları, adım adım tamamlanan bir görev zincirine benzemeye başlıyor. Başarıların birikmesi, her zaman yaşanan tehlikenin ağırlığını artırmıyor. Bazen tam tersine, bir sonraki çözümün de bulunacağına dair güveni büyütüyor.

Bilimin hikâyenin merkezinde bulunmasını değerli buluyorum. Eleştirim, açıklamaların varlığına değil, açıklamayla deneyim arasındaki mesafeye. Bir sorunun neden önemli olduğunu öğrenmek başka, karakterin o sorunun içinde gerçekten sıkıştığını hissetmek başka. Film bazı bölümlerde seyirciyi anlayabilsin diye yönlendirirken, belirsizliğin yarattığı baskıyı azaltıyor. Bilimsel merakla dramatik gerilimin aynı şey olmadığını daha fazla hatırlayan bir ritim, hikâyeyi güçlendirebilirdi.

Mizah da benzer bir ikilik taşıyor. Grace’in durumuna sıcaklık katıyor ve Rocky’yle kurulan bağın ağır bir ciddiyete gömülmesini engelliyor. Ancak sürekli rahatlatıcı bir karşılık bulmak, felaket ihtimalinin sertliğini de yumuşatabiliyor. Film bir yandan insanlığın geleceğini tehlikeye atıyor, diğer yandan seyircinin huzursuzluğunu sık sık hafifletiyor. Bu tercihin keyifli bir seyir yarattığı açık; fakat hikâyenin kurduğu büyük tehdidi aynı ölçüde hissetmeyi zorlaştırıyor.

İstemeden Giden, Kendi İsteğiyle Kalan

Grace’in göreve başlangıçta gönüllü olmadığının ortaya çıkması, karakteri daha ilgi çekici bir yere taşıyor. Onu başından beri kusursuz bir fedakârlık örneği olarak görmediğimizde, sonraki seçimleri de gerçek ağırlık kazanıyor. İnsan korkabilir, kaçmak isteyebilir ve kendisinden beklenen büyük role hazır olmayabilir. Bu durum, daha sonra cesur bir karar veremeyeceği anlamına gelmez. Kahramanlık bir kişilik etiketi olmaktan çıkıp belirli bir anda yapılan tercihe dönüşüyor.

Rocky’ye yardım etmek için kendi dönüş ihtimalinden vazgeçmeyi göze alması, bu dönüşümün en güçlü karşılığı. Grace’in önünde artık kendisine dışarıdan dayatılan bir görev değil, kendi kurduğu bağın sorumluluğu var. Soyut bir insanlık fikri adına yapamadığı şeyi, tanıdığı bir dostu için yapabilmesi küçümsenecek bir çelişki değil. İnsanlar bazen büyük değerleri, hayatlarına giren tek bir kişi üzerinden anlamlandırır. Filmdeki arkadaşlığın asıl önemi, Grace’i yalnızlıktan kurtarmasından çok, kararlarının sahibine dönüştürmesi.

Project Hail Mary — filmden bir kare

Güzel Bir Kalp, Fazla Güvenli Bir Yol

Yine de bu güçlü duygusal merkez, bütün anlatının sorunlarını çözmeye yetmiyor. Project Hail Mary, seyircisinin karakterleri sevmesini ve hikâyenin umuduna ortak olmasını çok istiyor. Bu istek bazı yerlerde fazla görünür hâle geldiğinde, duygunun kendi kendine oluşacağı alan daralıyor. Daha sert bir yalnızlık, daha uzun bir tereddüt ya da çözümsüz kalan küçük bir mesele; kurulan arkadaşlığın değerini azaltmazdı. Aksine, onun her şeyi kolaylaştırmadığını göstererek daha insani kılabilirdi.

Bu yüzden film benim için 6.5 düzeyinde, sevilecek tarafları belirgin ama etkisi vaat ettiği kadar derinleşmeyen bir uyarlama. Grace ile Rocky’nin ilişkisi, filmin bütün büyük fikirlerinden daha kalıcı bir karşılık buluyor. Ancak o ilişkiye ulaşan yol, zaman zaman fazla hesaplı ve fazla rahatlatıcı. Project Hail Mary’nin en güzel düşüncesi, evrenin büyüklüğüne rağmen bir başkasına ulaşmanın mümkün olması. Keşke bu ihtimali değerli kılmak için, o büyüklüğün korkutucu ve çözümsüz taraflarına da biraz daha uzun süre bakabilseydi.